• Bir; bedenimizin ihtiyacından fazla kalori kazanırsak (yani ihtiyacımızdan fazla yersek) kilo alırız.
    İki; hareketli bir hayatımız yoksa kilo almamız kolaylaşır.
    Bu cümleleri okuyunca “hocam biz bunları zaten biliyoruz, siz çözümlerden söz edin” diyeceğinizi biliyorum. Ama bu ikiliden daha etkin çözümler -ne yazık ki- hâlâ bulunmuş değil.

    Ben yine de size birkaç tüyo vereceğim. Biliyorum ki bunlar için de “biz bu tüyoları zaten biliyorduk” diyenleriniz olacak. Bildiğinizi ben de biliyorum ama eminim ki çoğunuz bunları ya “pas” geçiyor ya da bilerek görmezden geliyorsunuz.

    1 YASAKLARI KALDIRIN

    Öncelikle şunu aklınızdan hiç çıkarmayın: Kilo vermek (ya da kilo almamaya çalışmak) asla “mahrum olmak”, lezzetli, güzel, keyifli yiyeceklerden tamamen uzak kalmak anlamına gelmemelidir. Diyet sözcüğünün tarihsel anlamının “iyi hayat” ile eşdeğer olduğunu hatırlarsanız, söylemek istediğimi daha iyi kavrarsınız.
    Sevdiğiniz şeyleri yiyip içerek de kilo verebilirsiniz. Diyet yaparken de pizza, makarna, pilav, börek, baklava, döner yiyebilmelisiniz. Yapmanız gereken, hoşlandığınız şeylerin yüksek kalorili olanları için porsiyon sınırlaması yapmak ve onları daha seyrek yiyip içmek.

    2 DEĞİŞİMİ DENEYİN

    Daha iyi sonuçlar almak istiyorsanız “değişim mucizesi”ni denemenizi de tavsiye ederim. Mesela canınız tatlı istediğinde yüksek kalorili “şeker/un/nişasta/yağ” yüklü besinler yerine küçük bir parça buz gibi bir karpuz, 5-10 tane çekirdekli siyah üzüm, hatta 2-3 adet bal gibi Aydın inciri bile yiyebilirsiniz.
    Ben diyet yapanların canları çektiğinde (ölçüyü kaçırmamak kaydıyla) dondurmalı tel kadayıf, çikolata, dondurma, pizza yemelerine bile izin veririm. Burada önemli olan şudur: Kalorileri abartırsanız yaşınız, cinsiyetiniz, sağlık durumunuz ne olursa olsun (çok özel istisnalar dışında) kilo alırsınız. 

    3 YÜRÜYÜN, YÜRÜYÜN, YÜRÜYÜN...

    Eğer Napolyon’a “Kilo kontrolünün sırrı nedir?” diye sorsalardı yanıtı mutlaka “Yürüyün, yürüyün, yürüyün!” olurdu! Kilo sorunuyla mücadelede egzersiz yapma alışkanlığı şarttır. Egzersiz sözcüğünü duyunca aklınıza ağır programlar, pahalı egzersiz salonları, havalı özel hocalar filan gelmesin. Ayağınıza rahat yürüyebileceğiniz bir ayakkabı ve üzerinize rahat bir kıyafet giyin yeter.
    Doğa gezileri, park bahçe dolaşmaları, akşamüzeri yürüyüşleri, bahçeyle uğraşmak bile yeterlidir. Önemli olan ne zaman ve hangi egzersizi yapmayı sevdiğinizi dikkate almanız, mümkünse egzersiz programlarını da eğlenceli bir hale getirmeye çalışmanızdır. Mesela yürüyüşlere arkadaş bulup öyle çıkmak, arkadaşlarla birlikte sportif çalışmalara katılmaya çalışmak (voleybolbasketbol, tenis, golf vb), özellikle yürümeyi kalıcı bir alışkanlık haline getirmek işinizi kolaylaştıracaktır. 

    4 ALKOLE DİKKAT EDİN

    Önemli bir nokta da “alkol” konusudur. Alkol alımının artması önemli bir sorun haline geldi. Alkol önemli bir enerji kaynağı ve “şişmanlatıcı” olabiliyor. Beden için ucuz ve kolay kullanılan bir enerji kaynağı olduğu için de kilo almayı inanılmaz ölçülerde kolaylaştırıyor. Bu nedenle eğer kilo sorununuz varsa, işe her şeyden önce alkol tüketimini kontrol etmekle başlayın. 

    5 MEYVE SEVGİNİZİ (!) ABARTMAYIN

    Yeri gelmişken, son zamanlarda sık gözlemlediğimiz bir sorunu da gündeme getirelim. Meyveler sağlıklı yiyeceklerdir ama onların da mutlaka bir kalori muhtevaları vardır, hatta bazılarında bu oldukça yüksek boyutlara ulaşabilmektedir. Ayrıca meyvelerde bulunan şeker (meyve şekeri/fruktoz) çok ciddi insülin dalgalanmalarına yol açabilir. Bu nedenle meyve tüketimini abartanlarda da bir süre sonra kilo kontrolü zorlaşabilir. Bu özellikle karpuz, üzüm, incir, muz gibi glisemik indeksi yüksek meyvelerin fazla tüketilmesi durumunda önemli bir problem haline gelebilir.

    ÖZETLE...

    Eğer çaya, kahveye koyduğumuz gereksiz şeker yükünden vazgeçe-bilirsek, alkol tüketimin-den vazgeçer ya da sınırlı miktarda kullanmayı becere-bilirsek, porsiyonları biraz küçültüp besin değeri yüksek, kalori değeri düşük, yani yükte ağır pahada hafif yiyecekleri daha sık tüketmeyi alışkanlık haline getirebilirsek, bisküvi, kraker, cips gibi yanlış ve zararlı atıştırmalıkları bir kenara bırakıp sebze, meyve, tam tahıllar ya da yağlı tohumlar gibi akıllı atıştırmalardan faydalanmayı becerebilirsek, biraz daha sık egzersiz yapar, özellikle daha sık ve çok yürüyebilirsek kimseden yardım almadan da sağlıklı bir kilo aralığına ulaşmayı ve o aralıkta kalmayı başarabiliriz. Yeter ki kilo sorunumuzun arkasına gizlenmiş bir sağlık problemimiz olmasın.

    Yalancı hipertansiyona dikkat

    Bazı kişilerde tansiyon yüksekliği söz konusu olmadığı halde kan basıncı çok yüksek ölçülebiliyor. Bu durum en çok damarları sertleşmiş yaşlılarda görülüyor.
    Damar duvarı sertleşince kolayca çökmediğinden (elastikiyetini kaybettiğinden), kan basıncı ölçümü yapıldığında kolluk damarı kapatacak seviyeye kadar şişiriliyor ve büyük tansiyon beklenenin çok üzerinde ölçülüyor. Bu duruma “yalancı hipertansiyon” deniyor.
    Bu kişilerde kan basıncı ölçümü, damar içi gerçek kan basıncını yansıtmıyor. Böyle bir durumda, kol damarının içine bir iğne sokularak kan basıncını ölçmek gerekiyor.

    Astım gebelikte iyileşir mi?

    Astım hastası bir kadın gebe kaldığında çoğunlukla hastalığının şiddeti değişmektedir. Yapılan araştırmalar sonucunda, gebelerin 3’te 1’inde astımın kötüleştiği, 3’te 1’inde iyileştiği ve diğer 3’te 1’inde ise değişiklik olmadığı görülmektedir. Doktorlar astımlı bir gebenin akciğer fonksiyonlarını sıklıkla spirometri ile değerlendirir ve sonuçlara göre astım ilacının dozunu ayarlar. 
    Astım belirtilerinin gebelikte neden değiştiği tam olarak bilinmemektedir. Belirtilerin kötüleşmesinin bir sebebi gebelikte mide reflüsünün artması olabilir. Bunu önlemek için yatarken başın yüksekte tutulması, sık ve azar azar yemek ve yemekten sonra 2 saatyatmamak gerekir. Ayrıca bazı anti-asit ilaçlar da kullanılabilir. 
    Astımlı gebe kadınların ekim-kasım aylarında grip aşısı olmaları önerilmektedir, çünkü grip astımı tetikleyebilir.

    İnmede altın zamanı kaçırmayın

    Felç-inme, beyinde meydana gelen hasarın yerine ve büyüklüğüne göre farklı belirtilerle ortaya çıkabiliyor. 
    Vücudun bir bölümünde kuvvet kaybı, uyuşma, hareketsizlik, görme bozuklukları, dengesizlik ve bilinç kaybı en sık görülen belirtiler. Hafıza kaybı ve azalması, baş dönmesi, bulantı, kusma da önemli işaretler 
    arasında gösteriliyor.
    Özellikle gelip geçici görme bozukluklarının birden bire ortaya çıkan çift görmeler veya körlüklerin dikkati çekmesi gerekiyor. Konuşma bozuklukları, ifade güçlükleri, kelimeleri toparlamada, cümleleri tamamlamada zorluk çekmeler ilk işaretler olabiliyor.
    Örneğin içki içmiş gibi konuşmalar, anlatılan konuyu unutup yarım bırakmalar dikkati çekebiliyor. Bazı kişilerde elinde bir şeyi tutamama, denge kaybı, baş dönmesi uyarı işaretleri olabiliyor. Bu ilk işaretlere çok önem verilmesi ve hızla müdahale edilmesi tedavinin başarı şansını artırıyor.

    Kanser hastaları zayıflamalı mı şişmanlamalı mı

    Birçok kanser hastası, aşırı kilo alımının, kilo fazlalılığının kanseri tetikleyebileceği korkusunu yaşar. Özellikle prostat, meme, yumurtalık kanseri olanlar fazla kilodan korkar.
    Aşırı kilo alımının kanser tedavisinin etkinliğini azaltabileceği veya geçmişinde kanser öyküsü olanlarda yeni kanserlere yol açabileceği endişesi fazla büyütülmemesi koşuluyla doğrudur.
    Aşırı şişmanlık herkes kadar kanser hastaları için de, tıbbi geçmişinde kanser olanlar için de riskli bir durumdur.
    Bununla birlikte kanser hastalarının zayıflamaya karar verdiklerinde de dikkatli olmaları gerekiyor. Çok özel durumlar dışında bu hastaların ayda 2-2,5 kilodan fazla kilo vermemeleri, kilo verirken de dengeli ve dikkatli beslenmeleri tavsiye ediliyor.
    Bazı kanser hastaları kanser nedeniyle hızla kilo kaybedeceklerini düşünerek gereğinden fazla besleniyor. Bu da yanlış bir davranış. Kanserli hastaların sağlıklı kiloda kalmaları gerekiyor. Bütün mesele bu!